"İşit var bazı fasık bu cihanda"
"Duy ki, bu dünyada bazı fasıklar var."
Fasık Allah yolundan çıkmış kimselere denir. Bunlar çekinmeden her
kötülüğü işlemeye cüret gösterirler.
"Ki, teklif yok bize dirler nihanda"
"Gizli yerlerde bize teklif, emir ve yasak yok derler." Bu fasıklar:
"Biz maksada ermişiz, onun için bize emir ve yasak yok, bizim
namazlarımız kılınmış oruçlarımız tutulmuş" derler. Hâlbuki biz insanlar
mükellefleriz. Yani Şer–i Şerifi yaşayacağız, yaşatacağız, bu yükü
ömrümüzün sonuna kadar taşıyacağız, Mevlâ'mızın yardımıyla.
Günümüzde de bunları görüyoruz ne diyorlar: "Biz amaca ulaşmışız, bize
teklif, yanı herhangi bir sorumluluk ve vazife yoktur."
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz, en büyük insan,
âlemlere rahmet olarak gönderildiği halde "Bana teklif yok" demedi.
Çıkmış birileri ahkâm kesiyor, insanları cennete taşıyor.
Gayrimüslimlerde cennete gidecek, Allah'tan korkulmaz, Allah sevilir,
sevgi makamında olan namaz kılmasa da olur, bir sürü sözler… Bunları
söyleyenlerin işi ancak yemek, içmek, uyumak ve nefislerinin istediğini
yapmaktır.
İbn–i Mes'ud Radıyallahu Anh dan rivayet edildi ki: Peygamber Sallallahu
Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz insanların, geçmiş
Peygamberlerden duydukları hikmetlerden biri de: 'Utanmazsan dilediğini
yap.' sözüdür." (Buhari, Enbiya:46,3/1284)
Utanmak çok önemlidir, bunlarda ne utanma, ne ar nede hayâ kaldı.
Yapsınlar bakalım, konuşsunlar yarın sorulacak, şimdi bütün bu
rezilliklere vicdanın müsaade ediyor ama bir gün gelecek diyeceksin ki:
"Ey vicdan! Sen niye bana müsaade ettin de ben böyle oldum? Keşke o
günlere bir daha dönsem de hatalarımı telafi etsem."
* * *
"Şeriat yok işi bidat yabanda."
"Yabanda kalmış bu fasıkların işi bidatlerle uğraşmak şeriatı terk
etmektir."
Kitap ve sünnet tamamı İslam şeriatıdır. Kur'an ve sünnetle amel
etmekte, İslam şeriatı ile amel etmektir. Bunun zıddı ise
şeriatsızlıktır, bidatlarla uğraşmaktır.
"Bu f asıklar aduvvullah nişanda."
"Bu fasıklar Allah'ın düşmanlığı nişanındadır."
"Bu fırkadan kaçup Hakk'a gidelim, Cemali ba kemale seyr idelim."
"Böyle fırkalardan kaçıp Allah'a gidelim. Cemali ba kemale seyr edelim."
Velhasıl şunu anlamak lazım ki; nerede bir şeriatsızlık görürsün, oradan
kaçarcasına uzaklaş. Şeriatsız hiç bir şey yapılmaz… Rabbim cümlemizi
hak yoldan kaymaktan muhafaza eylesin!
* * *
"Andolsun ki biz insanı yarattık ve ona nefsinin ne vesvese
verdiğini de biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız."(50/16)
Mevlâ'mız: "Andolsun ki biz insanı yarattık" buyuruyor. Bu sözden ne
anladık? Bu cümleden şunu anlamamız lazım, Mevlâ Tealâ birdir, en yüce
kudret ve kuvvet O'na aittir. Dünya kurulduğu günden beri, hiç insan
yaratan çıktı mı? Özellikle son yıllarda bilim ilerledi, neler icat
edilmedi neler? İnsanın yaratılış ile ilgili bir milim ilerleme
yapabildiler mi? Hayır. İnsanı yaratan ve onu en iyi terbiye eden
Allah'tır.
Mevlâ Tealâ buyuruyor ki
"İnsan görmedi mi ki muhakkak biz onu bir nutfeden yarattık, bir de o
apaçık düşman kesilmiştir. Ve kendi yaratılışını unuttu da bize bir
misal irad etmeye kalkıştı, dedi ki: Kemikleri kîm diriltebilir ki onlar
çürümüşlerdir?" "De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecektir. Ve
o bütün yaratılmışları tamamıyla bilendir." (36/77–79)
"Andolsun ki biz insanı yarattık" ayetini okuyan ve duyan bir durup
düşünmesi lazım.
Rabbimiz bunca şeyleri nasıl yarattı? Her şeyimiz, konuşabilmemiz dahi
Mevlâ'nın lütfü ve ihsanıyladır. Harfler birleşiyor, kelime halinde
ağzımızdan çıkıyor. Ahmet, Mehmet…
Size bir cami dolusu ses vereyim, bir harf kalıbı yapın bakalım. Yüce
Allah'ımıza hayran olmaktan başka çare yok.
Bir harf öğretenin kölesi olunmalı!
"Mevlâ'dan en çok
hayrette olan O'nu en çok bilendir."
İsmet Garibullah Büyük Şeyh Efendi Kuddise Sırruhu Risale–i
Kudsiyye'sinde buyuruyor ki:
"Tehayyür bul mearifle gidelim
Cemali ba kemale seyredelim."
Ehlûllâhın söylediği sözlerin kelimelerini kaçırmamak lâzım. Başka bir
ibarede de şöyle gelir.
"İnsanların Allah'ı en çok bileni, Allah'ın emirlerine en şiddetli
çalışan ve Resulünün sünnetine en çok tabi olanıdır."
Allah bize Kur'an'a, sünnete sarılmak için iştah versin. İştahı olmayan
kimsenin önüne güzel yemekleri koysanız, dönüp bakmaz bile... İnsanı
böyle düşünün. Ruhunun içi safra dolu olsa, ayetten, hadisten
etkilenmez. Ruhumuzda, kalbimizde ki safraları temizleyerek, ruh ve kalb
iştahını kazanmalıyız.
Bir kitapta gördüm ki, bir adam yirmi sene Kur'an okumuş ona aynı toprak
gibi gelmiş, Allah–u Tealâ ancak yirmi sene sonra ona Kur'an okumanın
lezzetini vermiş. Sizden birinize böyle bir lezzet verilip sonra da beş
dakikalığına o zevk alınmış olsa hemen Kur'an–ı Kerim'i rafa koyarsınız,
doğru eğlenmeye gidersiniz.
Bir salih kul da demiştir ki:
"Yirmi sene gece namazına devam ettim, ama hiç bir tat almadım. Çünkü
ben tadın kulu değilim, Allah'ın kuluyum."
Bir ibarede gelir ki: "İstihlây–ı ibadet, semm–i katildir."
"İbadetten tat almayı istemek, öldürücü bir zehirdir." Bir de Arapça
şöyle bir ibare vardır:
"İbadetin safası seni aldatmasın. Zira onda rububiyyeti unutmak vardır."
* * *
Bir salih kul da diyor ki:
"Ancak yirmi seneden sonra ibadet etme arzuma, gecelerim yetmez oldu."
Sebat eden kişi arzusuna ulaşacaktır. Sabreden kesinlikle mahrum
kalmayacaktır.
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
"Andolsun ki biz insanı çamurdan ibaret olan bir hulâsadan yarattık.
Sonra onu metin bir karargâhta bir nutfe kıldık. Sonra o nutfeyi bir
donmuş kan yarattık, müteakiben o donmuş kanı da bir parça et kıldık.
Sonra o et parçasını da kemikler kıldık. Kemiklere et giydirdik. Sonra
da onu başka bir halk olarak inşa etmiş olduk. İmdi şekil verenlerin en
güzeli olan Allah'ın şanı ne kadar yücedir."(23/ 12–14)
Ayet–i celilelede geçen kelimelerin lügat manası mühimdir. Ama ayet–i
celileden ibret almak daha mühimdir. Ya Rabbi! Lügat manalarını bize
duyurdun, bundan ibret almayı da nasip eyle!
Bizim görmemiz, işitmemiz, konuşmamız, diriliğimiz... Hepsi Mevlâ'nın
Sıfat–ı Subûtiyyesinin suretlerinin, suretlerinin, suretleridir. İşte:
"Âdem'i kendi sureti üzerine yaratmıştır" demek bu demektir.
Nasıl ki Mevlâ'da ilim sıfatı var, bizde onun sureti var.
Nasıl ki O'nda kudret sıfatı var, bizde onun sureti var.
İşte bu hâl üzere biz O'nun sureti üzerine yaratıldık. Bizde olan bütün
sıfatların menbağı Mevlâ'dır.
Bizdeki her şeyin menbağı Rabbimizde olunca, bu demektir ki; her
halimizde O'na muhtacız.
Doktoru beğenirsin Allah'ı beğenmezsin. Doktoru beğeniyorsun da o
azaları sana veren Allah'ı niçin beğenmiyorsun?
Ey Müslümanlar! Dikkat edelim, nankör olmayalım. Allah–u Tealâ bizlere
Kur'an–ı Kerim gönderdi. Tefsir ilminden, Hadis ilminden, Akaid
ilminden, Tasavvuf ilminden haberimiz oldu. Daha ne istiyoruz. Hazreti
Ali Radıyallahu An buyuruyor ki:
"Kim bana bir harf öğretirse, o beni kendisine köle etmiş olur." İlim
şehrinin kapısı olan Hazreti Ali'yi bu ilmin bir harfini öğrenmek bir
adama köle ettiriyorsa ya bütün ilimlerin sahibi olan Allah'a nasıl
şükretmeliyiz.